Sohbet Girişi

Mabel Matiz Ha Leylim

“Ha Leylim”, ilk dinleyişte aşkı ve özlemi anlatan romantik bir şarkı gibi görünse de sözlerinin altında çok daha derin bir duygu dünyası taşıyor. Mabel Matiz’in kendine has şiirsel diliyle yazılmış bu sözlerde aşk; yalnızca kavuşmak değil, insanın kendisini tamamen bir başkasına teslim etmesi, onunla yanması, beklemesi, sabretmesi ve sonunda bütün gururunu bir kenara bırakıp “gel” diyebilmesi olarak karşımıza çıkıyor. Şarkının en güzel tarafı da tam olarak burada başlıyor: Hem güçlü hem kırılgan, hem tutkulu hem de biraz çaresiz bir âşığın iç dünyasını aynı anda hissettirebilmesi.

“Baş koydum senle aşkın yastığına” sözü bile başlı başına büyük bir teslimiyet taşıyor. Burada aşk geçici bir heves değil; insanın başını koyduğu, kaderini bağladığı bir yer gibi anlatılıyor. Ardından gelen “Yangın var bende” ifadesi ise aşkın huzurdan çok ateş tarafını gösteriyor. Sevmenin bazen insanı nasıl yakabileceğini, karşılığını bulmadığında nasıl bir iç yangına dönüşebileceğini çok güçlü hissettiriyor.

Mabel Matiz Ha Leylim
Mabel Matiz “Ha Leylim” şarkı sözleri
Baş koydum senle aşkın yastığına
Aşk olsun, gelme görmezden
Yangın var bende söndürüver bari
Bir rüzgâr esti körfezden

Alsam versem de düşse bu süngü
O ağzında bir güneşlensem
Çektim çoktan kapılarına sürgüyü
Ya teslim ol ya güreş benlen

Kaptırdım seline, kandım meçhulüne
Sayende ağaç oldum burda, sokağında caddende
Sabrımın da sonu var biline
Kızgın demir hep avucumda, darlandı müneccimler
Gel kurtar, oku değdir kalbime
Çabuk, haydi çabuk

Ha leylim bi’ ses ver be güzelim
Bu gece bana gel şeker ezelim
Yaradan duysun da, muradımı versin de
Yaz maz gelsin gezinelim

Garibim, keşkem ve helalim
Dola sen boynuma vebalin’
Nişanımız olsun da, tüm kasaba bilsin de
Sağ elinde dursun sol elim, sol elim
Ay

Kaptırdım seline, kandım meçhulüne
Sayende ağaç oldum burda, sokağında caddende
Sabrımın da sonu var biline
Kızgın demir hep avucumda, darlandı müneccimler
Gel kurtar, oku değdir kalbime
Çabuk, haydi çabuk

Ha leylim bi’ ses ver be güzelim
Bu gece bana gel şeker ezelim
Yaradan duysun da, muradımı versin de
Yaz maz gelsin gezinelim

Garibim, keşkem ve helalim
Dola sen boynuma vebalin’
Nişanımız olsun da, tüm kasaba bilsin
Muhabbet bağında yüzelim, yüzelim
Ay

Şarkıda dikkat çeken bir başka şey, aşkın sürekli doğa ve günlük hayat imgeleriyle anlatılması. Rüzgâr, sel, ağaç, kızgın demir, ok, güneş gibi imgeler duyguları somutlaştırıyor. Özellikle “Kaptırdım seline, kandım meçhulüne” kısmında aşkın kontrol edilemezliği çok güzel anlatılmış. İnsan bazen birine neden bağlandığını, neden onun peşinden gittiğini açıklayamaz. Sadece kendini o duygunun içinde bulur. Ne kadar mücadele etse de akıntının yönünü değiştiremez.

“Sayende ağaç oldum burda, sokağında caddende” dizesi ise bence şarkının en dokunaklı ifadelerinden biri. Bir insanın sevdiği kişinin hayatında kök salma isteğini anlatıyor. Onun sokağında, caddesinde, hayatının herhangi bir köşesinde bile olsa var olabilmek… Bu, büyük ve gösterişli bir aşk ilanından çok daha samimi geliyor. Çünkü gerçek sevgi bazen “sen benim ol” demekten ziyade “senin dünyanda bir yerim olsun” demektir.

Şarkının nakaratına geldiğimizde ise bütün o ağır ve şiirsel anlatım bir anda daha sıcak, daha samimi bir hale dönüşüyor. “Ha leylim bi’ ses ver be güzelim” cümlesinde büyük bir özlem var. Burada âşık artık gurur yapmıyor, hesap sormuyor, kendisini geri çekmiyor. Sadece sevdiğinden bir ses bekliyor. Bazen insanın sevdiği kişiden istediği şey gerçekten çok basittir: Bir ses, bir mesaj, bir bakış, “buradayım” demesi…

“Bu gece bana gel şeker ezelim” gibi ifadeler ise şarkıya Anadolu’nun, mahallenin, eski aşkların sıcaklığını katıyor. Modern ilişkilerin soğuk ve hızlı dünyasından uzak, daha doğal ve samimi bir sevda hissi var burada. Aşk sadece iki insan arasında yaşanan özel bir duygu olmaktan çıkıp neredeyse bütün bir hayatın parçasına dönüşüyor.

“Yaradan duysun da, muradımı versin de” sözleriyle aşkın artık bir dileğe dönüştüğünü görüyoruz. Sevilen kişiyle kavuşmak yalnızca kişisel bir istek değil, gerçekleşmesi istenen bir murat haline geliyor. Hemen ardından gelen “Yaz maz gelsin gezinelim” ise bütün bu yoğun duyguların içinde küçük ama çok güzel bir umut bırakıyor. Yani aşk ne kadar zorlayıcı olursa olsun, anlatıcının hayalinde hâlâ birlikte geçirilecek güzel günler var.

Bence şarkının en güzel bölümlerinden biri de “Nişanımız olsun da, tüm kasaba bilsin de” kısmı. Çünkü burada gizli, saklı, belirsiz bir ilişkiden ziyade herkesin bildiği, kabul ettiği ve sahiplenilen bir sevda arzusu var. Sevilen insanın elini tutmak, bunu dünyadan saklamamak ve hatta bütün kasabanın bu aşka şahit olmasını istemek… Bu sözlerde eski zamanların daha sade ama daha cesur sevda anlayışını hissetmek mümkün.

“Sağ elinde dursun sol elim” ise çok küçük bir hareket üzerinden kocaman bir bağlılık anlatıyor. İki elin birbirine değmesi, aslında bütün şarkının özeti gibi. Çünkü bazen aşkın en büyük göstergesi büyük cümleler değil, insanın sevdiğinin elini bırakmak istememesidir.

Şarkının genelinde dikkatimi çeken en güçlü duygu ise sabır ile sabırsızlığın aynı anda yaşanması. Bir tarafta “sabrımın da sonu var” diyen bir insan var, diğer tarafta “çabuk, haydi çabuk” diye seslenen biri. Yani seviyor, bekliyor ama daha fazla beklemek istemiyor. İşte aşkın en insani hali de burada ortaya çıkıyor. İnsan sevdiğini beklerken hem umut eder hem yorulur. Hem güçlü görünmeye çalışır hem içten içe “artık gel” diye haykırır.

“Ha Leylim” bu yüzden yalnızca romantik bir şarkı değil; özleyenlerin, bekleyenlerin, sevdiğine söyleyemediği sözleri içinde biriktirenlerin şarkısı gibi geliyor bana. İçinde kavuşma hayali kadar ayrılığın korkusu, tutku kadar çaresizlik, romantizm kadar sabırsızlık da var. Mabel Matiz’in şiirsel anlatımı sayesinde de sıradan bir aşk hikâyesi olmaktan çıkıp daha evrensel bir duyguya dönüşüyor.

Belki de şarkıyı bu kadar etkileyici yapan şey, herkesin kendi hikâyesinden bir parça bulabilmesi. Kiminin aklına hiç söyleyemediği bir sevda gelir, kiminin yıllardır beklediği biri, kiminin de “keşke”lerle dolu bir geçmişi… Çünkü bazı şarkılar sadece dinlenmez; insanın kendi anılarına dokunur. “Ha Leylim” de tam olarak böyle bir şarkı. Dinlerken insanın içinde eski bir sokak, yarım kalmış bir konuşma, beklenen bir telefon ya da hiç gelmeyen bir insan canlanabiliyor.

Ve belki de bütün sözlerin sonunda geriye tek bir duygu kalıyor: Sevdiğini saklamadan, gurura yenilmeden ve ne olursa olsun içinden geldiği gibi sevmek. Bazen insanın bütün söyleyebildiği sadece “bir ses ver” oluyor. Çünkü sevdiğinden gelecek küçücük bir ses bile, koskoca bir gecenin sessizliğini değiştirmeye yetebiliyor.

eFe 74
Cevap bırakın

whatsappWhatsapp: 0850 307 73 57
facebook twitter instagram youtube pinterest linkedin spotify soundcloud