İsmail Türüt’ün “Rize” türküsü, Karadeniz insanının ruhunu, memleket sevgisini, doğaya bağlılığını ve kültürel zenginliğini samimi bir dille anlatan çok özel eserlerden biridir. Şarkıyı dinleyen kişi sadece bir türkü dinlemez; adeta Karadeniz’in yağmurunu hisseder, yaylalarını görür, çayın kokusunu duyar ve horonların coşkusuna ortak olur. Çünkü bu eser, yalnızca bir şehrin güzelliklerini anlatmıyor; aynı zamanda Karadeniz insanının karakterini, yaşam biçimini ve memleketine olan bağlılığını da yansıtıyor. İsmail Türüt’ün kendine has yanık sesiyle birleşen sözler, dinleyenin yüreğine doğrudan dokunan güçlü bir atmosfer oluşturuyor.
Türkünün girişinde geçen “Her bölgenin her ilin bildiği yerdir Rize” sözü, Rize’nin Türkiye’de ne kadar özel bir yere sahip olduğunu gösteriyor. Gerçekten de Rize denince insanların aklına hemen yemyeşil yaylalar, bitmeyen yağmurlar, çay bahçeleri, tulum sesleri ve sıcak insanlar geliyor. Şarkının ilk dizelerinden itibaren dinleyici Karadeniz’in içine çekiliyor. “Dağları akan selin deldiği yerdir Rize” dizesi ise bölgenin sert ama büyüleyici doğasını çok etkileyici şekilde anlatıyor. Karadeniz coğrafyası sadece güzellik değil; aynı zamanda mücadele demektir. O yüksek dağlar, sisler ve coşkun dereler Karadeniz insanının karakterine de yansımıştır. Bu yüzden türküde doğa sadece bir manzara değil, insanın yaşamının bir parçası olarak anlatılıyor.

İsmail TÜRÜT | Rize | Şarkı sözleri
Her bölgenin her İlin
Bildiği yerdir Rize
Dağları akan selin
Deldiği yerdir Rize
Kimi doğdu Tonya’ya
Kimi doğdu Konya’ya
İsmail’in dünyaya
Geldiği yerdir Rize
Haksızmıyım haklımı
Demem gizli saklımı
Güzellerin aklımı
Aldığı yerdir Rize
Tulumla girer meşke
Aşka gelirler aşka
Kemençenin bambaşka
Çaldığı yerdir Rize
Tam demlensin şöyle tam
Tadına doymaz adam
Çayının dünyaya nam
Saldığı yerdir Rize
Erkeğinin kızının
Değeri var sözünün
Siyasetten yüzünün
Güldüğü yerdir Rize
Ayder Anzer çam orman
Çiçekler harman harman
Balların derde derman
Olduğu yerdir Rize
Türüt der yanık yanık
Ambarlık buna tanık
Ozan Arif’in konuk
Kaldığı yerdir Rize
Şarkının en içten taraflarından biri de sanatçının memleketine duyduğu sevgiyi gösteren bölümlerdir. “İsmail’in dünyaya geldiği yerdir Rize” sözü aslında çok sade görünse de büyük bir anlam taşır. İnsan doğduğu topraklarla arasında görünmez bir bağ taşır. Ne kadar uzağa giderse gitsin, çocukluğunu yaşadığı sokakları, yaylaları, denizi ve insanları unutamaz. Hele Karadeniz insanı için memleket sadece yaşanılan yer değildir; kimliktir, hatıradır, özlemdir. Gurbette yaşayan bir Rizeli bu türküyü dinlediğinde yalnızca müzik dinlemez; geçmişine geri döner. Çocukluğunda duyduğu tulum seslerini, yayla yollarını, yağmurlu akşamları ve aile sofralarını yeniden hisseder. İşte türkünün bu kadar etkileyici olmasının sebebi de budur; gerçek duygular taşımasıdır.
“Haksızmıyım haklımı / Demem gizli saklımı / Güzellerin aklımı / Aldığı yerdir Rize” bölümü ise Karadeniz insanının açık sözlü ve samimi karakterini anlatıyor. Karadeniz kültüründe insanlar duygularını saklamaz; içlerinden ne geçiyorsa onu söylerler. Bu dizelerde hem mizah hem de sıcak bir samimiyet vardır. Aynı zamanda Rize’nin güzelliğine yapılan ince bir gönderme de hissedilir. Karadeniz insanının doğallığı ve içtenliği türkü boyunca kendini gösterir.
Türkünün en coşkulu bölümlerinden biri ise tulum ve kemençeye yapılan göndermelerdir. “Tulumla girer meşke, aşka gelirler aşka” sözleri Karadeniz kültürünün ne kadar hareketli ve canlı olduğunu gözler önüne seriyor. Karadeniz’de müzik yalnızca eğlence değildir; insanların duygularını ifade etme biçimidir. Horon başladığında insanlar aynı ritimde birleşir, bütün dertlerini unutup aynı heyecanın içinde buluşur. Bu yüzden tulum ve kemençe Karadeniz için sadece birer enstrüman değil; kültürün ve ruhun sesidir. “Kemençenin bambaşka çaldığı yerdir Rize” dizesi de bunu çok güçlü şekilde anlatıyor. Çünkü Karadeniz kemençesinin sesi başka hiçbir yöreye benzemez. İçinde bazen hüzün vardır, bazen sevinç vardır, bazen de asi ve özgür bir ruh vardır. İsmail Türüt’ün yorumu da bu duyguları daha da derinleştiriyor.
Şarkının en anlamlı taraflarından biri de çaya yapılan vurgu. “Çayının dünyaya nam saldığı yerdir Rize” sözü, Rize’nin Türkiye için taşıdığı değeri çok güzel anlatıyor. Çay Karadeniz insanının emeğidir, alın teridir, hayatıdır. Sabahın erken saatlerinde başlayan çay toplama telaşı, yağmur altında çalışan insanlar ve akşam yapılan çay sohbetleri Karadeniz yaşamının ayrılmaz parçalarıdır. Bu yüzden çay yalnızca bir içecek değil; dostluğun, misafirperverliğin ve paylaşmanın simgesidir. Karadeniz’de bir eve gittiğinizde ilk ikram edilen şey çaydır. Çünkü çay sohbet demektir, samimiyet demektir. Türkü bu kültürü birkaç dizede bile çok derin hissettirebiliyor.
“Ayder Anzer çam orman” bölümü ise Rize’nin doğa güzelliklerini adeta göz önüne getiriyor. Ayder Yaylası’nın sisli havası, Anzer Yaylası’nın huzuru, çam ormanlarının kokusu ve şelalelerin sesi insanın zihninde canlanıyor. Karadeniz doğası sadece güzel değil; aynı zamanda huzur veren bir yapıya sahiptir. İnsan o yaylalara çıktığında şehir hayatının bütün stresini unutuyor. Şarkıda geçen “Balların derde derman olduğu yerdir Rize” dizesi de Anzer balının ününü anlatırken doğanın şifa veren yönüne dikkat çekiyor. Karadeniz insanı doğayla iç içe yaşadığı için toprağa, yağmura ve yeşile ayrı bir değer verir. Türkü bu bağı çok güçlü şekilde hissettiriyor.
Türkünün sonunda geçen Ozan Arif göndermesi ise Karadeniz kültüründeki vefa ve dostluk anlayışını gösteriyor. Bu bölüm sadece bir sanatçıya selam göndermek değil; geçmişe, dostluklara ve hatıralara duyulan saygının da ifadesidir. Karadeniz kültüründe dostluk ve bağlılık çok önemlidir. İnsanlar sevdiklerini kolay kolay unutmazlar. Bu yüzden türküde geçen her isim ve her detay aslında büyük bir kültürün parçasıdır.
İsmail Türüt’ün sesi de bu eserin etkisini kat kat artırıyor. Onun yanık ve doğal yorumu, şarkının duygusunu dinleyiciye çok güçlü geçiriyor. Karadeniz türküleri genellikle yapmacık olmaz; içten gelir. İnsan bu türküleri dinlediğinde gerçekten yaşanmışlık hisseder. “Rize” türküsü de tam olarak bunu başarıyor. Şarkıyı dinlerken insan kendini yağmur altında Karadeniz yollarında yürüyormuş gibi hissediyor. Sislerin arasındaki yaylaları, uzaktan gelen kemençe sesini ve horon halkalarını gözünde canlandırabiliyor.
Bu eser genel olarak değerlendirildiğinde; memleket sevgisini, Karadeniz kültürünü, doğanın güzelliğini, insan sıcaklığını, emeği ve geçmişe duyulan özlemi aynı anda hissettiren çok özel bir türkü olmuş. Şarkı sadece Rizelilere hitap etmiyor; memleket özlemi yaşayan herkese dokunuyor. Çünkü insan nerede olursa olsun doğduğu toprakları unutamıyor. Özellikle gurbette yaşayan insanlar için bu türkü bir müzikten çok daha fazlası oluyor. İçinde hasret var, gurur var, sevda var, dostluk var ve en önemlisi samimiyet var. Bu yüzden “Rize” türküsü yıllar geçse bile unutulmayacak, Karadeniz’in ruhunu yaşatmaya devam edecek eserlerden biri olarak yaşamayı sürdürecektir. Dinleyen herkesin kalbinde farklı bir iz bırakmasının nedeni de budur; çünkü bu türkü gerçek duygularla söylenmiş gerçek bir memleket türküsüdür.